Elma Kurtları Röportajı

Ciciee'ye bu zevkli röportaj için teşekkürlerimi sunuyorum.




Elma Kurtları’nı sahneleyen Şebnem Özsaran, lise sonda iken U.S.A Boston New England Conservatory Okulu’nu kazandı, ancak ailevi nedenlerden dolayı gidemedi. Kaçırdığı fırsatlara rağmen yolunu doğru çizmeyi başardı.

Bir dosya büyüklüğünde özgeçmişe sahip Şebnem Özsaran’ın 20 yaşında bir kızı var.

Uzun yıllar Eurovizyon’da ve çeşitle yarışmalarda Türkiye’yi temsil etti.

Şebnem Özsaran’ı aslında hepimiz tanıyoruz. “Solo, solo, soooolo” melodisi ile tanınan Solo reklamındaki ses ona ait!
İstanbul Devlet Opera ve Balesi’ne ne zaman hizmet vermeye başladınız?

Şebnem Özsaran:
Liseden mezun olur olmaz, İstanbul Devlet Opera ve Balesi’ne başladım. O dönemde hocalarım Belkıs Aran ve Güher Güney’di. Sayın Aran ve Sayın Güney, üniversite eğitimim boyunca “şan” bölümünde okumam için ısrar ediyorlardı. Ancak ben, 4 yıl süren üniversite eğitimini hemen bitirmek ve yapmak istediklerimi biran önce yapabilmek adına 7 yıl süren “şan” eğitimine gitmek istemedim. O yüzden “şan” yapmadım, ki o zamanlarda zaten şan dersi alıyorduk, ama tabi yeterli değildi. Ender bulunan bir ses olan Mezosoprano sesine sahip olduğum için hocalarımın ısrarlarını sonunda dinledim ve İstanbul Operası’nın sınavlarına girdim ve kazandım. İstanbul Devlet Operası’nda bir yıl ücretli olarak çalıştıktan sonra İzmir Operası’nın açmış olduğu konservatuara gittim.

Sahne yönetmeni, solist, oyuncu, yorumcu, rejisör kimlikleriniz bizim bildiklerimiz! Bu kadar çok işi nasıl bir arada yürütüyorsunuz?
Müzikle uğraşan bir kişinin, doğal olarak bir iş ile ilgilenmesi mümkün olmuyor. Konservatuarda okuduğum dönemde hem öğrenciydim hem de çalışıyordum. Yarışmalarda adımın çok fazla görülmesi, o dönemdeki ilişkilerden kaynaklanan bir durumdu. Yoksa yarışmalardan bir para almıyorsunuz, ülkenizi temsil ediyorsunuz.
20 yaşında bir kıza sahipsiniz yani bir annesiniz! Geriye dönüp baktığımızda Şebnem Özsaran’ın yoğun bir çalışma temposu olduğunu görüyoruz. O dönemde kızınıza nasıl vakit ayırıyordunuz?
Kızım, hep benim ile birlikteydi. Bir de yaptıklarım zannedildiği kadar vakit almıyordu ya da ben, hiperaktif bir insanım, boş duramıyorum.

Elma Kurtları’nı sahneye koyan kişisiniz. Çalışma sisteminizden bahseder misiniz?

Bu işi sevdiğim için sabahın altısında kalkıyorum, yedide kendime geliyorum ki, ondan sonra hazırlanıyorum. Sabah 08:30 civarında burda oluyorum. Bugün, özel olarak sizler için makyaj yaptım. Sahnenin kurulması için vaktinde burda olmam gerekiyor. Sahneyi oyuna hazırlayana kadar işimin başında duruyorum ve süreç böyle devam ediyor.

Katıldığınız ve Türkiye’yi temsil ettiğiniz birçok yarışma bulunuyor. Katıldığınız yarışmaları özetleyebilir misiniz?
Onno Tunç Yarışması vardı. Bu yarışma iki kez gerçekleştirildi. Birinde üçüncü, birinde ikinci oldum ve “en iyi yorumcu” ödülünü aldım. 1998 yılında Altın Güvercin ile Türkiye’deki yarışma işini kapattım. Opera kariyerime ağırlık vermeye başladım. Yine o dönemde, Monako’da Monto Carlo Operası’nda staj yaptım. Orada dünyanın en önemli üç rejisörü ile çalıştım. Bu arada, aralara serpiştirdiğim ve Türkiye’yi temsilen katıldığım yurtdışı çalışmalarım oldu. Tabi yarışmalara operadan izin alarak katılmak durumundasınız, mesleğinizi aksatmaksızın bunu yapıyor olmanız gerekiyor.

Kazakistan’da gerçekleştirilen dünyanın en ünlü “şarkıcı” yarışmasına katıldım ve burada ikinci oldum. Uluslararası Makedonya Festivali’nde “en iyi yorumcu” ödülünü aldım.
Bunun gibi bir sürü katıldığım yarışmalar ve bu yarışmalardan, kızıma hatıra olarak bırakabileceğim kupalar bulunuyor.

Yarışmalarda artık göremiyoruz sizi…
“Artık yeteri kadar yarışmaya katıldın, biz seni emekli edelim” dediler diye düşünüyorum ben. Aslında şu an hale benim sesimi dinliyorsunuz. Bundan 37 yıl önce yaptığım çalışmalarda bulunduğum sesimi…

Mesela?
Solo reklamında, “ Solo, solo, soooolo” cıngılını söyleyen benim. 17 yaşında, 2.500 lira, yani bir altın bilezik değerinde olan reklam çalışmasıydı. Bilseydim marka olacağını daha fazla para talep ederdim. (Gülüyor.) Bir de yine reklamlardan bildiğiniz “çikolatalı” cıngılını söyleyen kişi benim. Bu çalışma da 17-18 yaşlarında yaptığım bir seslendirmeydi.
Elma Kurtları ve Mutlu Prens adlı müzikal oyunlarını sahneliyorsunuz. Bunun dışında çocuklara yönelik bir çalışmanız bulunuyor mu?

Kızım 9 yaşında iken, her anne gibi ben de okuluna bir takım yardımlarda bulunuyordum. Daha o zamanlarda reji asistanı değildim ve İzmir Operası’nda görev yapıyordum. O dönemde yüzdokuz çocuk ile “Uyuyan Güzel” adlı müzikali sahneledik. Bu çalışmada zorlandığımı söyleyebilirim, çünkü 3 ay boyunca onların ve benim serbest olduğum zamanlarda çalışmak durumundaydık. Oyunu sahnelememde, opera sanatçısı olmamın büyük faydası oldu. Oyunu, “Uyuyan Güzel” adlı müzikalin orjinaline sadık kalarak sahneledik. Kıyafet ve kostümleri ise Semiramis Tufanoğlu’nun kreasyonu ile operadaki terzilerimize diktirdik.
Elma Kurtları’ndan biraz bahseder misiniz? Bu görevi nasıl üstlendiniz?
Elma Kurtları şipşirin bir oyun. Yazarı, operamızdan emekli olan koro sanatçısı Anais Martin’dir. Evlenip Fransa’ya yerleşti. Ara ara operaya geliyor. Anais Martin’in kitapları var; üçlü bir kitap serisi. Elma kurtları bunlardan ilki. Ondan sonra fındık kurtları ve kitap kurtları geliyor. Fuayede kitaplarını imzaladı. Kitaplarının devamı olur mu, ya da başka çocuk oyunu olur mu, herhalde bunu önümüzdeki sezonda birlikte göreceğiz. Elma Kurtları’ndaki görevim bir tesadüf sonucu oldu. İstanbul Operası’nda reji asistanıyım. Çocuk oyunlarında, reji asistanlarına fırsatlar veriliyor. Bir tanesi de bana verildi. Çocuk oyunlarını sahnelemeye “Mutlu Prens” ile başladım ve ardından Elma Kurtları’nı sahneye koymaya başladım.


Röportajın devamını ve fotoğrafları şu adreste bulabilirsiniz.